Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
Karşıyaka ‘Sabahattin Ali’yi anıyor
Audi’ye rekor para cezası!
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Olimpiyatların Gizli Kahramanları

Olimpiyatların Gizli Kahramanları
Bu yılki Türkçe olimpiyatlarına, dilimizin öğretildiği 140 ülkenin 130'undan bin öğrenci geldi.
11.08.2012 / 22:48


 



Bu yılki Türkçe olimpiyatlarına, dilimizin öğretildiği 140 ülkenin 130'undan bin öğrenci geldi.




Her yıl 10 binlerce genç olimpiyatlara katılabilmek için kendi aralarında yarışıyor ve aralarından en iyileri Türkiye'ye gönderiliyor. 1991'den bu yana devam eden bu şahane etkinlikte bin 500 Türkçe öğretmeninin emeği var. Bu idealist ve fedakâr insanların yüzde 70'i erkek, yüzde 30'u kadın. Olimpiyat komitesinin genel sekreteri olan ve bir dönem Türkmenistan'da öğretmenlik yapan Tuncay Öztürk'ün yanı sıra Irak, Amerika, Tokyo, Madagaskar, Kazakistan ve Dağıstanlı çocuklara sadece Türkçe öğretmekle kalmayıp, Türkiye'yi ve Türk kültürünü tanıtan ve öğrencilerine iyi birer rol model olmakla kendilerini görevli sayan bu insanları hayranlıkla dinledim. Hem onlara hem onları yetiştirenlere gönülden teşekkür ettim.



-Siz bu devasa etkinliğin genel sekreterisiniz. Ama sanırım daha önce de Türkçe öğretmeniydiniz, değil mi?



 



- Tuncay Öztürk: Evet. Gazi Üniversitesi'nden mezun olduğum 1992'de Özbekistan'a gittim ve 1999'a kadar fiilen orada Türkçe öğretmenliği yaptım.



-Bu göreve ilk mezun gençler kadar orta yaşlı, deneyimli öğretmenler de talip oluyor.



 



Cazibesi nereden kaynaklanıyor bu işin? Ekstra para mı alıyorlar? Onları motive eden ne oluyor?



 



-Onları motive eden, hizmet aşkı. Onun dışında ekstra hiçbir para almıyorlar. Aksine Türkiye'nin dengi bir rakam alınıyor. Ben İstanbul'u dünyanın hiçbir yerine değişmem. İnsan kendi memleketindeki güzelliği hiçbir yerde bulamaz. Dolayısıyla bir başka memlekete insan ancak inandığı değerler adına gider. Öğretmen arkadaşlarla her yıl seminerler yapıyoruz. Olimpiyatlara geldikleri zaman görüşüyoruz. Temel saikin hizmet aşkı olduğunu görüyoruz.



-Bu içeriden bakılınca böyle de, dışarıdan bakanların anlaması zor. Çünkü çok fedakârlık gerektiren bir iş.



 



-Zor gibi görünen sorunun cevabı, inanç dünyası açısından baktığınız zaman son derece kolay. İnsanların temel bir düşüncesi var. Biz inançlı insanlarız. Dolayısıyla biz Allah'ın rızasına ermeliyiz. Allah'ın rızasını kazanmanın böyle kolay bir yolu var.



-Kolay mı bu yol?



 



-Allah'ın rızası gibi büyük bir şey karşısında evet, kolay. Tamam, gitmek gelmek ayrı zor. Memleketinden ayrı olmak ayrı sıkıntılı. Ama ebedi hayat düşünen bir insan içinde kolay bir ulaşım aracı.



-Tanışmak tabii, önyargıların kırılmasına da yardımcı oluyordur.



 



-Gerçekten öyle. Kendi hayatımdan örnek vereyim. Özbekistan'a gitmeden önce "ayıdan post, Rus'tan dost olmaz" gibi bir mantık vardı. Oraya gidip, onlarla tanıştıktan sonra bu atasözünün ne kadar yanlış olduğunu gördüm. Mesela arabamı tamir ettirdiğim usta bir Rus'tu. İşinin ehli, o kadar dürüst. Para verirsiniz üstünü tekrar veren, asla hak ettiğinden fazla almayan. Sonra Rus öğretmenlerle çalıştık birlikte. Gördük ki, hiç düşündüğümüz gibi değiller.



-Biz bu okullar vasıtasıyla aslında kendimizi terbiye ediyoruz.



 



-Aynen. Bu atasözünü sildim kafamdan. Dedim ki, hayır bu yanlış. Hakikaten Yunus Emre'nin yaratandan dolayı yaratılanı sevme meselesinin özünde insan var. Sınıfta Rus öğrencim de vardı, Yahudi, Özbek, Kazak öğrencilerim de. Öğretmen anne-baba gibi. Sınıfınızda hiçbirini ayırt edemiyorsunuz, milletine bakmıyorsunuz. Öğrenciniz sizinle diyalog kurunca mutlu oluyorsunuz. Dolayısıyla aslında bu karşılıklı öğrenme süreci.



-Dünya çapında büyük bir dönüşüm yaşanıyor.



 



-Gerçekten öyle. 1991'de yabancı dil olarak Türkçe yurtdışında ilköğretim okullarında okutulmuyor. Bugün 400 okulda okutuluyor.



-Ama bu okullar bu cemaatin okulları. Bunun dışında, bu camiaya ait olmayan okullarda Türkçe var mı?



 



-Az da olsa var. Ukrayna'da ve bazı ülkelerin devlet okullarında Türkçe tercihli ders olarak konmaya başlandı. Bu tabii Türkiye'nin sosyo-ekonomik düzeyiyle ilgili. Ama bizim oradaki okulların da tesiri mutlaka vardır. Asıl zor olan, buradan Türkçe öğretmenini götürmek, orada okul açıp onlara Türkçe öğretmek.



-Türkçe öğrenmeye onların neden ihtiyacı var? Bizim açımızdan bir çeşit misyonerlik gibi de düşünülebilir herhalde. Ama onların açısından neden cazip Türkçe öğrenmek?



 



-Bir bütünün parçası olarak baktığımızda anlam buluyor. Yoksa tek başına neden Türkçe öğrensinler? Bir dili öğrenmeniz için o dilin mutlaka ekonomik bir dil olması lazım. Siyaset dili veya kültürel dil olması lazım. Kültürel dilden şüphemiz yok ama Türkçe bugün henüz ekonomik bir dil değildir. Türkçe bugün dünya ölçeğinde siyasi bir dil de değil. Ama okulla bir bütün haline geliyor. Türk okullarında Türkçe olduğu için mantıklı. Yoksa tek başına Türkçeyi koyduğunuz zaman ben niye öğreneyim ki diyecektir. Bütünün parçasında bir anlam ifade ediyor. Geçen Kenya'dan bir arkadaşımız dedi. Kenyalı çocuk, "Ben niye Türkçe öğreniyorum? Mesela Türkiye'de Kenya dilini öğrenen var mı?" diye soruyor. Hoca bir an düşünüyor, diyor ki, "Yeni bir dil, yeni bir kültür demektir. Bugün İngilizceyi zaten biliyorsun. Bunun yanında Türkçe öğrenmen sana zenginlik katacaktır. Diğer öğrenciler arasında seni farklı kılacaktır." Baktığınız zaman zor olan kısmı burası. Karşınızdaki o dili öğrenmek için tereddüdü var. Ama siz onu ikna etmeyi başarıyorsunuz.




Etiketler:
Bu haber toplam 94 defa okundu


YAZARLAR